3 hafta önce gönderdi

İş ortamında motivasyon yoksunluğu ve moral bozma üzerine

____________________________________________________
motivasyon Fr. motivation
a. 1. İsteklendirme. 2. Güdüleme.
____________________________________________________
moral, -li Fr. morale
a. Bir insanın ruhsal gücü, manevi güç, maneviyat
____________________________________________________

Çalışmak; yaşamını sağlamak üzere seçtiğin yollardan biridir.
Yaşamını sürdürürken yaptığın başlıca işlerde, “zevk” almak önceliktir.
Tıpkı; Yemek yemek, cinsellik, iletişim ve boşaltım gibi tüm hayati işlevleri yerine getirirken zevk almak için, iç güdüsel, insani bir isteğe sahipsindir.

Çalışırken de ağzının tadı bozulmasın istersin. İş ortamındaki “moral” aldığın tadın artmasını sağlar. Tıpkı yemekteki tuz, biber ve baharatlar gibi.

İş yapmak, doğası gereği, başka insanlar ile birlikte çalışmayı gerektirir.
Doğru oranda tuz, biber ve baharat katmak, takım arkadaşlarının elindedir. Takımdan herhangi biri, kendi arzusu üzerine senin sevmediğin bir baharatın ölçüsünü kaçırırsa senin ağzının tadı bozulur. Moralin bozulur.

Ama öyle bir güç vardır ki, sevmediğin o baharata rağmen, yemeği yemeni sağlar. Bu “motivasyon”u, bazen bir takım arkadaşının enerjisi, bazen yaşamını sağlamak için elde edeceğin maddi sonuç, bazen de işi yaparken kafanı rahatlattığın küçük şeyler sağlar.

Peki çalışma ortamındaki yetki sahibi kişilerden biri, bilinçli yada bilinçsiz bu güzel yemeğin tadını bozuyorsa? Hatta, sana enerji veren takım arkadaşlarını da yemekten soğutup, kafanı rahatlatmak için kullandığın küçük şeylerini de elinden alıyorsa? Yani en başta bahsettiğim tüm hayati ihtiyaçlar için geçerli olan ve hayatı yaşanabilir kılan “eğlence”ni iş hayatında senin elinden alıyor ve iş ortamını senin için zevksiz, çekilmez bir yer haline getiriyorsa, stress yükleyip moralini bozuyor, motivasyonunu yok ediyorsa?

Tüm bunlara rağmen, yaşamını sağlamak için elde edeceğin maddi sonuç, (yani “para, maaş”) isteksizliğine ve manevi güçsüzlüğüne direnmeni sağlayabilir mi?

Üstelik yapmakta olduğun iş bir çeşit sanat ise, yüksek motivasyon ile başladığın işleri, özgür olmayan bu ortamda, giderek artan stress altında sürdürmeyi nasıl başarırsın? Nasıl olur da verimli olursun?

Maalesef, bu şartlar altında, işini sadece memur kafasıyla yapar, yaratıcılığını kaybeder, körelirsin.

5 ay önce gönderdi

Fark

Anlamsız bir şey yaparken kendimi sorgulamaya başladım. “Ne yapıyorum ben”. Sonra daha anlamsız şeyleri sorguladım. “Son hızla yaşarken o kadar çok şeyi kaçırıyoruz ki.” (Evet çok klişe. Ama doğru.)

12 yaşından sonra hiç karıncaları izledin mi?
Temiz bir tuvalet kağıdı kokladın mı hiç içine çeke çeke?
Bi nehrin suyundan içtin mi?
Kumdan kale yaptın mı?
Hepsini bi kenara bırak kendini dinledin mi?

Bu küçücük şeyleri yapacak vakit bulmak zor değil. Milyonlarca şey sayabilirim. Bu dünyada yaşadığımızı hissettirecek şeyler. Kaçırdığımıza bir gün pişman olacağımız şeyler.

Lüks bir otomobil satın almanın peşinde koşmaktan çok daha önemliler.

Ama tüm bunlar anlamsız değil mi?

7 ay önce gönderdi

Rüya kayıdı #1

Kaldırımda yürüyorum. Hava karanlık gibi. Yanımda birisi var. İleride bir karton kutunun içinde 3 tane hamster var. Sonra bunlardan birisi kutudan kurtulup caddeye atlıyor. Yanımdaki kişi ile arabaların altında kalmasın diye endişeleniyoruz. Ben de caddeye atlayıp kurtarmaya çalışıyorum. Bir araba geçiyor üzerinden. “Herhalde ezildi” derken araba geçtikten sonra altından çıkıyor. Arkadaki siyah eski model araba onu ezmemek için kaldırıma sürterek gitmeye başlıyor. Kaldırım normalde olması gerekenden çok daha yüksek. Adamı uyarmaya çalışıyorum. “Araba kaldırıma sürtüyor” diyorum. Adam hiç oralı olmuyor. Yavaş yavaş araba kaldırıma sürterken arabanın ön tarafı tamamen eziliyor. Bu sırada arabanın içinden kaldırıma bir yorgan seriliyor ve diğer kutunun içindeki hamsterlar da yorganın üzerinde gezinmeye başlıyor. Yorganın üzerinden hamsterları toplamaya çalışıyorum.
Uyanıyorum.

7 ay önce gönderdi

Yine bir döngü…

Sürekli karşılıksız aşklar yaşayan, mutluluğa yaklaşmayı beceremeyen, daha sonra yeni umutlar peşinde koşup, asla gerçek olmayacak hayaller kuran ve bu zorunlu sonsuz döngüden kurtulamayan adam olmayı ben istemiyorum. Kendime hayal kurmayı yasakladım. Umut etmeyi de. Hatta o hatırlamak istemediğim onlarca anıyı aklımdan geçirmeyi de kendime yasakladım. Hiç biri ile mutlu olmadım ne de olsa. Şimdi yine aynı döngü devam etse de en azından ben, hayaller, umutlar ve anılar olmadan daha mutlu olmayı başarabiliyorum.

Bir dönem mutlu hissedebilmeyi başarmıştım. Çünkü sıralar umutlarım vardı. Umut etmenin ne derece büyük bir “gerizekâlılık” olduğunu idrak edememiştim henüz. Büyük yıkım öncesi çok mutluydum. Arkasından halen içinden çıkamadığım derin depresyon hallerim baş gösterdi. Bu döngüyü o kadar çok kez yaşadım ki…

Üzerinden yeteri kadar zaman geçti. Pek mutlu değilim halen.

Şimdi yine yeni bir döngünün başındayım.
Umudum yok. Hayal etmiyorum ve bu benim için kötü bir anı olmayacak.

8 ay önce gönderdi

Konu bütünlüğü olmayan yazılar #1

Şuan bir sevgilim olsa, bana bir hediye alsa, hediyeleri sevmem, ama o aldığı için severdim kesin. Ne almış olursa olsun severdim. Mesela bir müzik cd’si, müzik cd’lerini hiç sevmem. Artık dünyada cd’lere yer yok. Geçen hayatımda ilk kez orjinal bir müzik cd’sine para verdim. Satın aldım. Daha hiç dinlemeden mp3’e çevirdim ve GrooveShark‘a yükledim. Müziği online dışında dinlemiyorum. Sevmiyorum, yürürken ya da bisiklete binerken müzik dinlemeyi. Sokağın sesini, hatta o kimsenin sevmediği gürültüleri dinlemek daha doyurucu geliyor bana. O gürültülerin içinden küçücük şeyleri seçip mutlu olabiliyorum sanki. Mesela bir martı sesi. Garip çığlıkları, bence martılar kendilerini insan sanıyor olabilir ya da insanları martı sanıyor olabilirler. Her ne olursa olsun, insanlardan daha mutlu olduklarına eminim. İnsanlar mutlu olamıyorlar çünkü anlaşma özürlüler, neye yenik düştüklerini anlamıyorum. Yani neden anlaşamadıklarını, bazen bende insanlarla anlaşamıyorum. Genelde çok sabırlıyım, alttan alabilirim ama, bazen tahammül edemiyorum. Hatta kendi kendime “ona bugün iyi davranacağım” diyorum. Ama sadece bir yere kadar iyi davranabiliyorum. Hatta bazen kimseye iyi davranamıyorum. Her şeyden  nefret ettiğim zamanlar oluyor. Sanki saldırgan olmak istiyor içimden bir şey. Onu bastırabiliyorum, ama bu sefer de mutsuzluğumun önüne geçemiyorum. Hep depresifim. Bazen iyiymiş, mutluymuş numarası yapabiliyorum. Ama dışarıdan nasıl görünüyorum hiçbir fikrim yok. Manyak olduğumu düşünenlerin baya çok olduğuna eminim. Aslında “akıllı olup milletin kahrını çekeceğine, deli ol, millet senin kahrını çeksin” demişler. Çok doğru bir söz. Atalarımız doğru şeyler söylemişler. Tabi sadece bazen, milyarlarca insan içinden kaç tanesinin kaç lafı şuan biliniyor ki. ve onlar kim ki. O zamanlarda yaşamak varmış. Hani hiç bir teknolojinin olmadığı o dünyaya doğmuş olmak. Sadece evinde bir kaç kap kacak, yatak, masa, koltuk, sandalye. Ne yaparmış o zaman o insanlar. Şuan hayal bile edemiyorum. Nasıl tanışıp, nasıl iletişim kurabiliyorlarmış. Hayatları nasıl geçiyormuş. Nasıl gündemden haberdar oluyorlarmış. Hani savaş zamanı olsa, başka bi ülke tarafından fethedildiğini bilmeyen şehirler bile var olmuş olabilir. Hatta savaş halinde olduklarını bilmeyen şehirler bile… Savaş da ne kötü bir olay. Benimle hiç bir şekilde alakası olmayan bir dava hakkında kanımın dökülmesi, canımın alınması. Milyonlarca insan hiç uğruna ölüp gitmiş. Bir kaç lider “civilization” oynayacak diye. Aslında uzaktan bakınca olay bundan farklı değil. Kaç savaş komutanı ölen askerleri ne kadar önemsemiş olabilir ki, şöyle dünyadan uzaklaşıp bakın şu binlerce yıllık tarihe. Eminim uzaylılar var ise bakıp götleri ile gülüyorlardır. Hiç bir şey uğruna öldüğümüzü izleyip ne kadar aptal canlılar olduğumuzu anlamaya çalışıyor olabilirler. Binlerce ışık yılı öteden gelmişler, yüzlerce güneş sistemi yönetiyorlar. Düzen içinde yaşıyorlar ve biz 3 kuruşluk, göt kadar gezegeni paylaşamadığımızı görünce bizimle direkt irtibata da geçmiyorlar. Belki de onlar bizden de kötüdür. Belki de dünyayı çekilmez bir yer haline bilerek getirmişlerdir. O kadar çok varsayım üzerine kurulu dünya tarihi hikayesi okudum ki. hepsinin de olabilirliliği var. Bir de şu 2012 meselesi var. Bence artık dünyanın sonu gelmeli. Yeter artık. Ölsün herkes. Hep birden ölürsek kimsenin canı çok yanmaz. Bir de öldükten sonra ne olacak meselesi var ki onu bilen yok. Öldükten sonra tüm hayatımızı geniş geniş izleyebilmek isterdim. Mesela merak ettiğim herşeyi öğrenebilmek. Acaba o orta okulda aşık olduğum kız benim hakkımda ne düşünüyordu. Peki kimler hakkımı, nasıl yemişti. O şekilde değil de, başka şekilde konuşsaydım neler olacaktı… Üniversiteye 1 sene sonra başka şehirde girseydim. O kaybettiğim bilete ikramiye çıkmış mıydı. Hepsinin cevabını öğrenebilmek isterdim. Öldükten sonra bunları öğrenmek ne kazandıracak bilmiyorum ama, ya şuan düşünceleri okuyabilir olsaydım? İşte o mükemmel bir güç olurdu. Bazen sanki bazı insanların düşüncelerine hükmedebiliyormuşum gibi hissediyorum. Mesela düşündüğüm kişi anında beni arıyor ya da içimden okuduğum bir kelimeyi masadaki arkadaşım alakasız bir şekilde o an cümle içinde kullanıyor. 10 ay önce arkadaşımın Facebook’ta yazdığı bir cümleyi beğeniyorum ve o arkadaşım tam o anda o cümlelerin geçtiği müziği dinliyor oluyor gibi 100lerce örnek var. Aslında çok isterdim. sevdiğim insanların düşüncelerini okumayı. Ama sadece kendi seçtiklerimin düşüncelerini. Benimle ilgili gerçekten ne düşünüyorlar bilirdim. Beğendiğim hatuna daha kolay ulaşabilirdim mesela. “Acaba o da bana karşı birşey hissediyor mu lan?” sorusuna anında cevap bulurdum. Hissedeni bulduğum anda da kaçırmazdım. Tabi bende ondan hoşlanıyorsam. Bir sevgilim olurdu şuan. Bana bir hediye alırdı ve ben ne aldığını bilirdim. Zaten ne almış olursa olsun severdim. O aldığı için severdim kesin. 

8 ay önce gönderdi

Merhaba Dünya :)

Aslında bu Tumblr sayfası yeni değil. Bu sayfadaki blogu taşıdım, yeni adres şöyle oldu: http://neizlesek.tumblr.com/

Bu sayfayı da kendi kişisel görüş ve düşüncelerimi paylaşacağım bir duvar haline dönüştürme fikrim var. Bakalım…